1. Haberler
  2. Blog
  3. Mezuna Kalmak Her Zaman Daha İyi Bir Seçenek mi?

Mezuna Kalmak Her Zaman Daha İyi Bir Seçenek mi?

Mezuna Kalmak Her Zaman Daha İyi Bir Seçenek mi?
Mezuna Kalmak Her Zaman Daha İyi Bir Seçenek mi?
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Üniversite yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte binlerce genç için yeni bir dönem başlıyor. Ancak istediği üniversiteye veya bölüme yerleşemeyen bazı adaylar, kazandıkları programı araştırmadan “bir yıl daha hazırlanayım” diyerek mezuna kalmayı tercih edebiliyor. Oysa uzmanlara göre bu karar yalnızca sıralama hedefi üzerinden verilmemeli. Kazanılan bölümün sunduğu fırsatlardan yatay geçiş seçeneklerine, üniversitede geliştirilebilecek becerilerden mezun yılının psikolojik yüküne kadar pek çok başlığın birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Üniversite sınavı, gençlerin eğitim hayatındaki önemli eşiklerden biri. Yıllarca süren hazırlıkların ardından sonuç ekranının açılmasıyla birlikte adaylar için bu kez farklı bir soru ortaya çıkıyor:

“Kazandığım bölüme gitmeli miyim, yoksa bir yıl daha hazırlanıp yeniden mi denemeliyim?”

Bu soru ilk bakışta yalnızca akademik bir tercih gibi görünse de aslında gençlerin psikolojisinden aile beklentilerine, sosyal çevreden kariyer planlarına kadar birçok faktörü içinde barındırıyor.

Özellikle sosyal medyada sürekli olarak yüksek sıralamalar, prestijli üniversiteler ve “hayallerindeki bölümü kazanan” öğrencilerin hikâyeleriyle karşılaşmak, gençlerin kendi başarılarını değerlendirme biçimini de etkileyebiliyor.

Bir aday istediği sıralamayı elde edemediğinde, elde ettiği sonucu başarısızlık olarak görebiliyor. Oysa bir üniversite programına yerleşmek, kariyer yolculuğunun son noktası değil; çoğu zaman başlangıç noktası.

Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan da mezuna kalma kararının aceleyle verilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

İçerik göster

Mezuna kalmak neden ilk akla gelen seçenek oluyor?

Sınav sonucunun beklentilerin altında kalması, gençlerde ciddi bir hayal kırıklığı yaratabiliyor. Özellikle hedefini uzun süre boyunca belirli bir üniversite veya bölüm üzerine kuran aday, farklı bir programa yerleştiğinde mevcut seçeneğini değerlendirmek yerine yeniden sınava hazırlanmayı daha doğru bir yol olarak görebiliyor.

Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor.

“Bu bölümü gerçekten istemiyorum” demek ile “Bu üniversite yeterince prestijli değil” düşüncesi aynı şey değil.

Aynı şekilde “Bu mesleği yapmak istemiyorum” demek ile “Daha yüksek bir sıralama yapabileceğimi düşünüyorum” demek de birbirinden farklı.

Bu nedenle mezuna kalma kararından önce adayın kendisine oldukça açık sorular yöneltmesi gerekiyor.

Kazandığım bölümün eğitim içeriğini gerçekten araştırdım mı?

Bu bölümün mezunları hangi alanlarda çalışıyor?

Üniversitenin sunduğu staj ve sektör bağlantıları nasıl?

Bölümün akreditasyonu var mı?

Yatay geçiş imkanları bulunuyor mu?

Çift anadal veya yan dal seçenekleri neler?

Yurt dışı eğitim ve değişim programları mevcut mu?

Ve en önemlisi:

Ben gerçekten bu bölümü istemiyor muyum, yoksa başkalarının gözündeki değerini yeterli bulmadığım için mi reddediyorum?

Bu soruların cevapları verilmeden alınan bir mezuna kalma kararı sağlıklı olmayabilir.

“Ya hep ya hiç” düşüncesi öğrenciyi yanıltabiliyor

Üniversite sınavı sonrasında gençlerin yaşadığı en büyük sorunlardan biri, başarıyı yalnızca sıralama üzerinden değerlendirmek olabiliyor.

Örneğin hedefi ilk birkaç bin olan bir öğrenci daha geride bir sıralama elde ettiğinde, aslında önemli bir başarı göstermiş olsa bile bunu zihninde tamamen başarısızlık olarak değerlendirebiliyor.

Burada “ya hep ya hiç” düşüncesi devreye girebiliyor.

Ya hedeflediğim üniversite olacak ya da hiçbir üniversite yeterince iyi değil.

Ya istediğim bölüm olacak ya da başka bir bölümün anlamı yok.

Ya çok yüksek bir sıralama yapacağım ya da bu yılın tamamı boşa gitmiş olacak.

Bu düşünce biçimi, mevcut seçeneklerin gerçek değerini görmeyi zorlaştırabiliyor.

Özellikle sosyal medyada sürekli başarı hikâyelerine maruz kalmak bu baskıyı daha da artırabiliyor. Ancak sosyal medya, öğrencilerin gerçek hayatlarının tamamını göstermiyor. Bir öğrencinin yalnızca kazandığı üniversiteyi veya aldığı sıralamayı görmek, onun bütün hikâyesini anlatmıyor.

Mezuna kalmak bir yıl daha çalışmaktan ibaret değil

“Bir yıl daha hazırlanırım, daha yüksek puan alırım.”

Kulağa oldukça basit geliyor.

Fakat mezuna kalma süreci yalnızca bir yıl daha test çözmek anlamına gelmiyor.

Öğrenci bu süreçte yeniden disiplin oluşturmak, motivasyonunu korumak, sınav kaygısıyla baş etmek ve çevresindeki değişimle psikolojik olarak başa çıkmak zorunda kalabiliyor.

Arkadaşlarının üniversiteye başladığını görmek de bu süreçte farklı duygular yaratabiliyor.

Bir yıl önce aynı sıralarda birlikte sınava hazırlanan arkadaşlar yeni bir şehirde üniversite hayatına başlarken, mezuna kalan öğrenci yeniden aynı sınav atmosferine dönüyor.

Bu durum bazı öğrenciler için motivasyon kaynağı olabilirken, bazıları açısından ciddi bir psikolojik yük haline gelebiliyor.

Bir de ikinci kez sınava girmenin getirdiği “Bu defa kesin yapmalıyım” baskısı bulunuyor.

İlk yılın belirsizliği ortadan kalkıyor ancak bu kez beklenti yükseliyor.

Dolayısıyla mezuna kalma kararı verilirken yalnızca “Daha yüksek puan alabilir miyim?” sorusu değil, “Bir yıl boyunca bunu sürdürebilecek miyim?” sorusu da sorulmalı.

Bir programa yerleşmek hayatın son kararı değil

Öğrencilerin gözden kaçırdığı önemli noktalardan biri de üniversiteye yerleşmenin geri dönüşü olmayan bir karar olmadığı.

Bugünün yükseköğretim sistemi, öğrencilerin eğitim hayatları boyunca farklı yollar denemesine imkan tanıyabiliyor.

Öğrenciler şartları karşılamaları halinde yatay geçiş, çift anadal, yan dal, değişim programları ve farklı akademik fırsatlardan yararlanabiliyor.

Bu nedenle öğrencinin kazandığı bölümü yalnızca “dört yıl boyunca mecburen okuyacağı bir bölüm” olarak görmemesi gerekiyor.

Üniversiteye başlamak, aynı zamanda yeni çevreler, yeni akademik alanlar ve yeni fırsatlarla karşılaşmak anlamına geliyor.

Bazen öğrenci üniversiteye başladıktan sonra aslında ne istediğini daha net anlayabiliyor.

Çünkü lise döneminde oluşturulan kariyer hedefleri çoğu zaman sınırlı deneyime dayanıyor. Üniversitede farklı derslerle, akademisyenlerle, mesleklerle ve sektörlerle karşılaşmak öğrencinin kendisini daha iyi tanımasını sağlayabiliyor.

Üniversite sadece diploma almak için okunmuyor

Üniversite hayatının değerini yalnızca diploma üzerinden değerlendirmek de günümüz çalışma hayatını anlamak açısından yetersiz kalıyor.

Bir öğrenci üniversite yıllarında yabancı dil öğrenebilir.

Bir öğrenci öğrenci kulüplerinde organizasyon deneyimi kazanabilir.

Başka biri staj yaparak sektörünü daha yakından tanıyabilir.

Bir diğeri proje geliştirerek girişimcilik deneyimi elde edebilir.

Gönüllülük çalışmaları, sosyal sorumluluk projeleri, uluslararası değişim programları ve farklı disiplinlerle kurulan bağlantılar da öğrencinin mezuniyet sonrası kariyerinde önemli rol oynayabilir.

Bu nedenle bir üniversitenin değerini yalnızca “kaçıncı sırada?” sorusuyla ölçmek doğru olmayabilir.

Asıl soru bazen şu olmalı:

“Bu üniversite bana kendimi geliştirmek için ne sunuyor?”

Bölüm adı kariyerin tamamını belirlemiyor

İş dünyası da son yıllarda önemli ölçüde değişti.

Bir kişinin üniversitede okuduğu bölüm, kariyerinin başlangıç noktasını etkileyebilir ancak çalışma hayatındaki bütün yolunu tek başına belirlemeyebilir.

Bugün farklı disiplinlerden mezun insanların aynı sektörlerde çalışabildiği bir iş dünyası bulunuyor.

Bir mühendis pazarlama alanına yönelebiliyor.

Bir iletişim mezunu teknoloji şirketinde farklı bir görev üstlenebiliyor.

Bir işletme mezunu veri analitiği alanında kendisini geliştirebiliyor.

Bir psikoloji mezunu insan kaynakları veya kullanıcı deneyimi gibi farklı alanlara yönelebiliyor.

Burada belirleyici olan unsurlar arasında yabancı dil, dijital beceriler, iletişim, analitik düşünme, problem çözme, ekip çalışması ve sürekli öğrenme kapasitesi bulunuyor.

Dolayısıyla öğrencinin yalnızca diploma üzerinde yazacak bölüm adına değil, üniversite yıllarında oluşturacağı yetkinlik birikimine de odaklanması gerekiyor.

“Prestijli üniversite” baskısı öğrencinin kararını etkileyebilir

Üniversite tercihlerinde prestij elbette önemli bir kriter olabilir. Ancak tek kriter haline geldiğinde öğrencinin gerçek ihtiyaçlarının önüne geçebilir.

Bir üniversitenin güçlü olduğu alanlar, akademik kadrosu, laboratuvarları, staj bağlantıları, mezun ağı, şehir koşulları ve öğrencilerine sunduğu imkanlar birlikte değerlendirilmelidir.

Sırf ismi daha bilinir olduğu için bir üniversiteyi tercih etmek kadar, sırf ismi yeterince bilinmiyor diye iyi bir programı reddetmek de doğru olmayabilir.

Öğrencinin öncelikle bölüm-üniversite uyumuna bakması daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.

Aileler bu süreçte ne yapmalı?

Üniversite sonuçlarının açıklanmasının ardından ailelerin tavrı da öğrencinin kararında büyük önem taşıyor.

“Senin puanın buna mı yetti?”

“Falancanın çocuğu daha yüksek yaptı.”

“Bir yıl daha hazırlan, mutlaka daha iyi yaparsın.”

gibi cümleler öğrencinin karar verme sürecini daha da zorlaştırabilir.

Bunun yerine ailelerin öğrencinin yaşadığı hayal kırıklığını kabul etmesi ve onunla birlikte seçenekleri değerlendirmesi daha sağlıklı olacaktır.

Öğrenciye hazır bir karar vermek yerine seçenekleri ortaya koymak önemlidir.

Mezuna kalırsan ne olacak?

Bu bölümde devam edersen hangi imkanların olacak?

İki seçeneğin avantajları ve dezavantajları neler?

Bir yıl sonra istediğin sonucu alamazsan ne yapacaksın?

Bu soruların birlikte ve baskısız biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.

Son kararda öğrencinin söz sahibi olması ise ayrıca önemli.

Mezuna kalmak hangi durumlarda daha mantıklı olabilir?

Mezuna kalmak her durumda yanlış değildir.

Örneğin öğrenci gerçekten istediği mesleğin ne olduğunu biliyor ve mevcut yerleştiği programın hedeflediği kariyerle hiçbir şekilde örtüşmediğini düşünüyorsa yeniden hazırlanmak değerlendirilebilir.

Benzer şekilde öğrenci mevcut sınav sonucunun kendi gerçek akademik potansiyelinin çok altında olduğunu düşünüyor, çalışma düzenini değiştirebileceğine inanıyor ve bir yıl boyunca sürdürülebilir bir hazırlık planı oluşturabiliyorsa mezuna kalmak anlamlı bir seçenek olabilir.

Ancak kararın yalnızca “daha yüksek sıralama yaparım” beklentisine dayanması yeterli değildir.

Çünkü gelecekteki sonuç garanti değildir.

Mezuna kalmadan önce yapılması gereken 7 değerlendirme

1. Kazandığınız bölümü gerçekten araştırın

Bölümün derslerini, mezunların çalıştığı alanları, staj imkanlarını ve akademik yapısını inceleyin.

2. Üniversitenin sunduğu fırsatları öğrenin

Yatay geçişten çift anadala, öğrenci kulüplerinden değişim programlarına kadar bütün seçenekleri araştırın.

3. Mezuna kalmanın maliyetini hesaplayın

Bir yılın yalnızca sınav hazırlığı olmadığını unutmayın. Zaman, psikolojik enerji, aile koşulları ve ekonomik maliyetler de değerlendirilmelidir.

4. Hedefinizi rakamdan ibaret bırakmayın

“İlk 5 bin” gibi bir hedef koymak yerine, hangi mesleği ve nasıl bir çalışma hayatını istediğinizi de düşünün.

5. Sosyal medya kıyaslamasını bırakın

Başkalarının başarı hikâyeleri sizin başarınızı ölçmek için kullanılabilecek objektif bir kriter değildir.

6. Bir B planı oluşturun

Mezuna kalırsanız istediğiniz sonucu alamadığınız durumda ne yapacağınızı şimdiden düşünün.

7. Kararı baskı altında vermeyin

Sonuçların açıklandığı ilk saatlerde büyük bir hayal kırıklığı yaşanabilir. Mümkünse karar vermeden önce biraz zaman tanıyın ve seçenekleri sakin biçimde değerlendirin.

Uzmandan kritik mesaj: Hayatı bir sınav sonucuna sıkıştırmayın

Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan’a göre öğrencilerin kariyerlerini tek bir sınav sonucuyla değerlendirmemesi gerekiyor.

Kariyer yolculuğunun üniversiteye giriş sınavıyla başlayıp bitmediğini hatırlamak önemli.

Bir öğrencinin hayatında üniversiteye yerleşmek önemli bir dönüm noktası olabilir ancak bu, bütün geleceğin tek bir kararla belirlendiği anlamına gelmez.

Bazen öğrenci istediği bölüme ilk seferde ulaşır.

Bazen ikinci kez sınava girer.

Bazen üniversitede bölüm değiştirir.

Bazen mezun olduktan sonra farklı bir alana yönelir.

Bazen de başlangıçta hiç düşünmediği bir meslekte kendisini bulur.

Kariyer doğrusal bir yol değildir.

Bu nedenle üniversite tercihleri yapılırken “Bir kez karar vereceğim ve hayatım boyunca bu kararın içinde kalacağım” düşüncesinden uzaklaşmak gerekiyor.

Sıkça Sorulan Sorular

Mezuna kalmak her zaman kötü bir karar mıdır?

Hayır. Mezuna kalmak bazı öğrenciler için doğru ve bilinçli bir seçenek olabilir. Ancak kararın yalnızca daha yüksek sıralama beklentisine değil; öğrencinin hedeflerine, çalışma motivasyonuna, psikolojik dayanıklılığına ve mevcut üniversite seçeneğinin sunduğu fırsatlara göre verilmesi gerekir.

Kazandığım bölümü istemiyorsam üniversiteye yine de başlamalı mıyım?

Bunun tek bir doğru cevabı yoktur. Öncelikle bölümün gerçekten istenmeyen bir alan olup olmadığı araştırılmalıdır. Bölüm hakkında yeterli bilgi sahibi olmadan verilen “gitmeyeceğim” kararı sağlıklı olmayabilir. Bölümün dersleri, mezuniyet sonrası kariyer seçenekleri ve üniversitenin sunduğu imkanlar incelenmelidir.

Üniversiteye başladıktan sonra bölüm değiştirmek mümkün mü?

Şartları karşılayan öğrenciler için yatay geçiş, çift anadal ve yan dal gibi farklı akademik seçenekler bulunabilir. Bu imkanların koşulları üniversiteye ve programa göre değişebilir.

Mezuna kalırsam kesin olarak daha yüksek sıralama yapar mıyım?

Hayır. Bir yıl daha hazırlanmak daha yüksek başarı garantisi vermez. Başarı; çalışma düzeni, akademik altyapı, motivasyon, sınav performansı ve birçok farklı faktörün birleşimine bağlıdır.

Ailem mezuna kalmamı istiyor ama ben üniversiteye başlamak istiyorum. Ne yapmalıyım?

Kararı yalnızca ailenizin beklentisiyle veya yalnızca çevrenin baskısıyla vermemelisiniz. Her iki seçeneğin avantajlarını ve risklerini yazılı olarak değerlendirip rehberlik uzmanı veya psikolojik danışmandan destek alabilirsiniz.

Üniversitenin adı mı, bölüm mü daha önemli?

İkisi de önemli olabilir ancak tek başına belirleyici değildir. Bölümün eğitim kalitesi, akademik kadrosu, staj ve sektör bağlantıları, mezunların kariyer imkanları ve öğrencinin kendisini geliştirebileceği ortam birlikte değerlendirilmelidir.

Üniversiteye gitmek kariyer hedefimi değiştirmemi engeller mi?

Hayır. Üniversite hayatı çoğu öğrenci için kariyer hedeflerinin netleştiği bir dönemdir. Farklı dersler, stajlar, kulüpler ve sosyal çevreler öğrencinin yeni alanları keşfetmesine yardımcı olabilir.

Son söz: Bazen en iyi rota yolda çizilir

Üniversite sınavı önemli olabilir ama hayatın tamamı değildir.

Bir sınav sonucu sizin zekânızı, karakterinizi, üretkenliğinizi veya gelecekte ulaşabileceğiniz noktayı tek başına belirleyemez.

Kazandığınız bölümü küçümsemeden araştırın.

Mezuna kalmayı düşünüyorsanız yalnızca kazanacağınız sıralamayı değil, kaybedeceğiniz bir yılı da hesaplayın.

Üniversiteye başlamayı düşünüyorsanız yalnızca diplomanın adını değil, o dört yıl içinde kendinize katabileceklerinizi değerlendirin.

Çünkü kariyer, tek bir sınav kağıdının üzerinde yazılı değil.

Bazen en doğru karar, bir yıl daha beklemek değil; elinizdeki fırsatı değerlendirirken yeni yollar açmayı öğrenmektir.

Ve belki de üniversite tercih döneminde gençlere sorulabilecek en önemli soru şudur:

“Hangi üniversiteyi kazanırsan mutlu olursun?” değil, “Kendin için nasıl bir hayat kurmak istiyorsun?”

Çünkü doğru bölüm kadar, o bölümün içinde kendini geliştirecek olan kişinin kim olduğu da önemlidir.

Kaynak: KadınTR

Mezuna Kalmak Her Zaman Daha İyi Bir Seçenek mi?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Bihaber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!