Türkiye’de iş dünyasında, girişimcilikte ve markalaşma süreçlerinde sessiz ama son derece etkili bir gerçek var:
Görünürlük, artık bir yan ürün değil; başlı başına bir ekonomi.
İyi olmak, kaliteli üretmek, doğru iş yapmak artık tek başına yeterli değil. Çünkü kimsenin görmediği, duymadığı, hakkında konuşulmayan bir değer; dijital çağda yok hükmünde. Bu yüzden son yıllarda “haber”, “PR”, “tanıtım yazısı”, “medya görünürlüğü” gibi kavramlar yalnızca iletişimcilerin değil; şirket sahiplerinin, girişimcilerin ve yatırımcıların da ana gündem maddesi hâline geldi.
Ancak bu noktada kritik bir soru ortaya çıkıyor:
Türkiye’de görünürlük gerçekten doğal mı, yoksa yönetilen ve satın alınan bir algı mı?
Bu yazı, tam olarak bu sorunun cevabını arıyor.
Görünürlük Artık Neden Bir “Ekonomi”?
Eskiden görünürlük, başarılı olmanın doğal sonucuydu.
Bugün ise çoğu zaman başarılı görünmenin ön şartı hâline geldi.
Bir markanın Google’da çıkması, LinkedIn’de konuşulması, haber sitelerinde yer alması; doğrudan satışları, yatırım ihtimallerini ve güven algısını etkiliyor. Bu yüzden görünürlük artık:
-
Ölçülen
-
Planlanan
-
Bütçelendirilen
-
Dağıtımı yapılan
bir ekonomik değer olarak ele alınıyor.
Tıpkı reklam bütçesi, pazarlama gideri ya da insan kaynağı gibi; görünürlük de artık yönetilmesi gereken bir kalem.
Ve bu ekonomide kazananlar, sadece “iyi olanlar” değil; görünürlüğü doğru yönetenler oluyor.
Haber Gerçekten Haber mi?
Türkiye’de en çok kafa karıştıran konu tam olarak burası.
Birçok kişi hâlâ haber ile tanıtım yazısını net çizgilerle ayırabildiğini sanıyor. Oysa dijital medyada bu sınırlar çoktan silinmiş durumda.
Şu soruyu dürüstçe sormak gerekiyor:
Bir markanın yeni şube açması, yeni bir ürün tanıtması ya da bir ödül alması gerçekten kamu yararına bir haber mi, yoksa doğru kurgulanmış bir PR içeriği mi?
Gerçek şu ki:
-
Bugün yayınlanan içeriklerin büyük bölümü editoryal süzgeçten geçen tanıtım içerikleri
-
Bir kısmı advertorial
-
Bir kısmı basın bülteni
-
Bir kısmı ise doğrudan görünürlük çalışması
Ama okur bunların çoğunu “haber” olarak algılıyor.
Ve algı, gerçeğin önüne geçtiği anda ekonomi doğuyor.
PR Bülteni, Advertorial ve Tanıtım Yazısı Arasındaki Fark
Türkiye’de en sık yapılan hatalardan biri, bu üç kavramın birbirine karıştırılması.
PR bülteni, bir bilginin medyaya servis edilmesidir. Yayınlanıp yayınlanmaması tamamen editoryal karara bağlıdır.
Advertorial, reklam olduğu belli olan ama haber diliyle yazılan içeriktir. Etiketlidir, şeffaftır.
Tanıtım yazısı ise gri alandadır.
Doğru yazılırsa haber gibi algılanır, yanlış yazılırsa reklam gibi durur.
İşin püf noktası tam da burada başlar:
Tanıtım yazısı satmak değil, tanıtımı haber diline dönüştürmek ustalık ister.
Bu ustalığı olmayan ajanslar hem markalara zarar verir hem de medya güvenini aşındırır.
Medya Neden “Görünürlük Satmak Zorunda”?
Kimsenin yüksek sesle söylemek istemediği ama herkesin bildiği bir gerçek var:
Türkiye’de dijital medyanın büyük bölümü reklam geliriyle ayakta duramıyor.
Google reklamları düşüyor, okur sadakati azalıyor, sosyal medya trafiği dengesiz. Bu tabloda medya kuruluşlarının önünde iki seçenek kalıyor:
-
Ya kapanmak
-
Ya görünürlük ekonomisinin bir parçası olmak
Bu yüzden bugün birçok site:
-
Tanıtım yazısı alıyor
-
Footer link satıyor
-
Sponsorlu içerik yayınlıyor
-
Marka iş birlikleri yapıyor
Bu durum tek başına kötü değil. Sorun, bu sürecin şeffaf ve kaliteli yönetilmemesi.
Kalitesiz içerik, her önüne gelene alan açmak, editoryal dengeyi bozmak; medyanın kendi ayağına sıkması anlamına geliyor.
Google’da Görünen mi Kazanıyor, İyi Olan mı?
Teorik cevap: İyi olan kazanmalı.
Pratik cevap: Görünen kazanıyor.
Google’da ilk sayfada olmayan bir marka, tüketici gözünde çoğu zaman “yok” sayılıyor.
Yatırımcılar dahi ilk izlenimi Google sonuçlarına bakarak oluşturuyor.
Bu yüzden:
-
Dijital ayak izi olmayan startup riskli
-
Hakkında içerik bulunmayan marka güvensiz
-
Sadece sosyal medyada olan ama medyada olmayan şirket eksik algılanıyor
Kalite, görünürlükle birleşmediği sürece ticari karşılık bulamıyor.
Küçük Markalar Bu Oyunda Nasıl Ayakta Kalır?
Bu ekonomi yalnızca büyük markaların oyunu değil. Aksine, doğru stratejiyle küçük markalar için büyük bir fırsat.
Küçük markalar için kritik olan:
-
Her yerde olmak değil
-
Doğru yerlerde, doğru içerikle görünmek
Bir adet nitelikli tanıtım yazısı, onlarca reklama bedel olabilir.
Ama bunun için:
-
Doğru site
-
Doğru dil
-
Doğru zamanlama
-
Doğru bağlam
şarttır.
Aksi hâlde görünürlük, fayda değil zarar üretir.
Ajanslar Neyi Yanlış Anlatıyor?
Sektörde en çok yapılan yanlış, görünürlüğün “tek seferlik” bir iş gibi pazarlanması.
“Bir haber yapalım, bitsin” yaklaşımı, bugünün dijital gerçekliğiyle örtüşmüyor. Görünürlük:
-
Süreklilik ister
-
Dağıtım ister
-
Güncelleme ister
-
Strateji ister
Bir ay parlayıp sonra kaybolan markalar, görünürlüğü değil; sadece gürültüyü satın almıştır.
Gerçek PR, sessiz ama istikrarlı olandır.
Görünürlük Satın Almak Etik mi?
Bu soru en çok tartışılan başlıklardan biri.
Cevap net:
Yanlış yapıldığında etik değildir. Doğru yapıldığında ise kaçınılmazdır.
Reklam olduğu gizlenen, okuru yanıltan, sahte başarı hikâyeleriyle dolu içerikler elbette etik değildir. Ancak:
-
Şeffaf
-
Doğru bağlamda
-
Gerçek veriye dayalı
-
Abartısız
hazırlanan görünürlük çalışmaları, modern iletişimin doğal parçasıdır.
Sorun görünürlükte değil; nasıl görünür olunduğundadır.
Sonuç: Görünürlük Yönetilmezse, Algı Yönetir
Bugün Türkiye’de mesele iyi olmak değil, görünür olmaktır.
Ama daha önemlisi, nasıl göründüğünüzdür.
Plansız görünürlük algıyı bozar, güveni zedeler.
Stratejik görünürlük ise markayı büyütür, değeri artırır.
Medya, PR ve algı; ayrı ayrı değil, birlikte ele alınması gereken süreçlerdir. Bu süreci yönetenler oyunu kurar, yönetemeyenler ise oyunun parçası olur.
📌 Final:
“Bugün Türkiye’de mesele iyi olmak değil, görünür olmaktır. Ve görünürlük, yönetilmesi gereken bir süreçtir.”
Not:
Bu yazı, Türkiye’de medya, PR ve görünürlük süreçlerini yakından takip eden; farklı sektörlerden yüzlerce marka ve yayınla çalışan bir editoryal perspektifle Selçuk Softa tarafından hazırlanmıştır. Görünürlük yönetimi, tek seferlik bir hamle değil; strateji, süreklilik ve doğru mecra seçimi gerektirir.

Hepimiz hayat öğrencileriyiz. Öğrendiğimiz o dersleri ihtiyacı olanlara öğretmek de hayata, ailemize, arkadaşlarımıza, ülkemize, insanlara borcumuz. Bu sebeple hepimiz aynı zamanda bir öğretmeniz. — İnsan “DeNiZiN” olmadığı yerde… “UmuT” adına MARTI olmalı… Olmalı ki kararmasın yarınlar.
