Şampiyonlar Ligi’nde hem Pep Guardiola hem de Manchester City ilk kez bir Türk ekibine rakip oldu. City, Etihad Stadında Galatasaray’ı 2 gol ile mağlup etti.
Etkisiz Orta Saha ve Savunma Hızı
Okan Buruk’un Lucas Torreira’nın yokluğunda Lemina-İlkay-Sara üçlüsüyle maça başlaması, kâğıt üzerinde topa sahip olma niyetini taşısa da pratikte Galatasaray’ın en büyük gücü olan “dinamizmi” sahadan sildi. Torreira’nın yokluğunda merkezde dönen topları karşılayacak hareketli bir kesicinin eksikliği, City’nin merkezden her istediğinde kolayca geçiş yapmasına neden oldu. 11. dakikada Doku’nun savunma arkasına attığı hızlı topta, gücü ve atletizmiyle Abdülkerim’den önce topla buluşan Haaland golü buldu. Bu pozisyon; Abdülkerim Bardakcı’nın ayak kalitesi her ne kadar üst düzey olsa da Şampiyonlar Ligi seviyesine göre yavaş kalan hızının savunmada yarattığı aksaklığı daha maçın başında göstermiş oldu. 31.dakikada yine Doku’nun asistinde Cherki farkı ikiye çıkarırken; Galatasaray bekleyerek oynayan, pres yapmayan ve rakip stoperlerin oyun kurmasına izin veren pasif bir kimliğe büründü. 24. dakikada Nico O’Reily’nin sert şutunu çıkaran Uğurcan Çakır takımı oyunda tutmaya çalıştı ancak Galatasaray’ın maç özellikle ilk yarıda üçüncü bölgeye topu taşımakta zorlanması ve son pas tercihlerindeki verimsizlik skoru değiştirmeye yetmedi.
Rotasyon Çıkmazı ve Şampiyonlar Ligi Seviyesi
İkinci yarıda City’nin skoru koruma isteği ve eksik kadrosu ve ilk 8’i garantiye aldıkları düşüncesiyle topu Galatasaray’a vererek oyunu geri çekilmesiyle Galatasaray oyuna bir nebze ortak olsa da Galatasaray istediği oyunu bir türlü sahaya yansıtamadı. Kaan Ayhan gibi isimlerin rotasyonda yetersiz kalışı ve Singo’nun sakatlıktan bir türlü dönememesi, kadro derinliğinin bu arena için ne kadar kritik olduğunu gösterdi. Leroy Sane’nin savunmasına yardıma gelerek kaptığı her topla takımı hızla atağa kaldırması, modern futbolun “çift yönlü oyun” zorunluluğunu temsil etti. Galatasaray ise bu kolektif disipline aynı kararlılıkla yanıt vermekte zorlandı. Tıpkı Monaco maçının ikinci yarısında düşen tempoya yanıt verecek güçlü bir kulübenin olmayışı gibi; bugün de eksiklerin yerini dolduracak Şampiyonlar Ligi kalitesindeki alternatiflerin yokluğu Galatasaray’ı lig aşamasını 20.sırada bitirmesine sebep oldu ve Liverpool galibiyetinden sonra kurulan ilk 8 hayalleri gerçekleşemedi.
Asıl Sorun Nerede?
Peki, Galatasaray’ın bu devler arenasında arzu ettiği noktadan uzak kalmasının asıl nedeni ne? Bu sorunun cevabı tek bir değişkende değil, birbirini tetikleyen bir eksikler zincirinde gizli. Yetersiz kadro yapısı ve dar rotasyon, özellikle Şampiyonlar Ligi gibi fiziksel yıpratıcılığı yüksek bir turnuvada sakatlıkların yerini dolduramayarak oyun gücünü aşağı çekiyor. Bu durum bizi ikinci bir soruna, oyun kimliğine götürüyor: Kulübenin derin olmaması, hocayı sahadaki planı 90 dakikaya yaymak yerine “bekleyerek oynama” gibi takımın pek de alışık olmadığı ancak bu sezon kısmen başarılı olduğu bir oyun pratiğine zorluyor.
Ancak en derindeki problem, tüm bu teknik detayların üzerine inşa edildiği ligimizin kalitesizliği ve düşük temposudur. Topun oyunda kalma süresinin Avrupa standartlarının çok altında olduğu yerel ligimiz, takımlarımızı Şampiyonlar Ligi seviyesindeki sertliğe ve tempoya hazırlayamıyor. Hal böyle olunca; kaliteyi sadece daha fazla mücadele ederek yenebileceğimiz gerçeğiyle City karşısında yüzleşmek kaçınılmaz oluyor.
Şimdi play-off turunda rakip ister Juventus ister Atletico Madrid olsun; Galatasaray’ın yoluna devam edebilmesi için bu yapısal sorunlara sahada güçlü bir planla yanıt vermesi şart. Avrupa’nın modern futbolunda zorunlu olan dinamizmi tüm maça yayacak bir kadro derinliği ve güçlü bir oyun planı, bu muhteşem arenada var olabilmesinin tek yolu. Çünkü futbolseverler için asıl mesele sadece bir üst tur değil; o Şampiyonlar Ligi müziğini bir Türk takımı sahadayken duymak ve o devler arenasında var olabilmek. Bu hikâyeyi sürdürmek, Türk futbolunun kalitesini yukarı çekmek ve o elit seviyede kalıcı olmak adına sahadaki eksiklerden ders çıkarılması büyük önem taşıyor.

